imtiyazlı forum

Forum sitesi
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Manga röpörtajı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Kübra
Admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 332
Rep Puanı Rep Puanı : 884
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 14/04/10
Yaş Yaş : 26
Nerden Nerden : Tokat

MesajKonu: Manga röpörtajı   Cuma Mayıs 07 2010, 14:02

Tepebaşı’ndaki TRT Stüdyoları’ndayım. Manga’nın Eurovision’da Türkiye’yi temsil edeceği şarkı “We Could be the Same”, henüz açıklanmamış. Stüdyoda son hazırlıklar tamamlanmak üzere. Kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Tüm bu gizlilik az sonra gerçekleşecek performansın büyüsünü bozmamak için...

Şanslıyım, şarkıyı ekip haricinde ilk dinleyen kişi oluyorum. Kulisin bir köşesinde, kucağımda bilgisayar, kulaklıkların sesi sonuna kadar açık, maNga’yı sahnede hayal etmeye çalışıyorum. Dinliyorum, bir daha dinliyorum, bir daha dinliyorum. Aklımdan “Olur bu iş be!” cümlesi geçiyor. Defalarca dinliyorum. şarkıyı ezberliyorum. MaNga sahneye çıkıyor, performans on numara. Sıra tepkileri beklemeye geliyor.

“Acaba beğenilecek mi?” sorusu aslına bakarsanız ne maNga’nın ne de yakın çevresinin aklından geçiyor. Onlar şarkılarının Eurovision için doğru seçim olduğu konusunda eminler.

“We Could be the Same” şüphesiz kuvvetli bir şarkı ancak her yıl olan bu defa da oluyor, şarkı, “Eurovision’da iyi iş yapar” yorumu almakla birlikte forumlarda “Fakat bu mu bizi temsil edecek, fakat ıngilizce, fakat klişe” yorumlarından da nasibini alıyor.
ışi “müzik” olan profesyoneller olumlu not verirken şarkının “halk tarafından kucaklanması”, her zaman olduğu gibi vakit alacak gibi görünüyor.

maNga menajerliğini üstlenen Gergedan Yapım’dan Selim Serezli, “maNga’nın alternatif bir müzik yaptığını düşünürsek ağırlıklı pop müzik ya da halk müziği seven ve Türkçe sözlü şarkılar dinleyen kitlenin hemen ısınmasını beklememek gerekir ancak dinledikçe ısındıklarına şahit oluyoruz” diyor...

Zamanında Sertab Erener’in aldığı kötü yorumları düşünecek olursak aslında “ne kadar kötü yorum alırsak o kadar iyidir” gibi de düşünmek gerekiyor...

Malum, bir işi herkes çok severse onda bir problem vardır derler ya...

Ferman, Yağmur, Efe, Özgür ve Cem, maNga’nın birbirinden efendi 5 elemanı... “Rock Star” hallerinden pek uzak, pek mülayim 5 genç adam. “Sahne imajları” soğuk ve mesafeli ancak karşı karşıya oturduğunuzda sahnedeki imajın aslında ne kadar yanıltıcı olabileceğini anlıyorsunuz.

Hayır, bu çocuklar soğuk, mesafeli filan değiller! Samimiler, tatlılar, konuşkanlar... Öyle pek “kendimizi anlatmak istiyoruz” heveslisi değiller, ondan bu soğuk halleri. Zaten adamlar kendilerini anlatmayı müzik üzerinden yapmayı seçmişler, daha bunun üstüne ne söz söylenir ki?

Her şey bir kenara, maNga’nın önemli bir özelliği bulunuyor Türkiye’nin rock müzik sahnesinde.

İstanbul’da, Ankara’da, Eskişehir’de ve birçok büyükşehirde “biz bu işi kıvırırız” deyip de yola çıkan ve maNga’nın tırmandığı basamakları tırmanmış, benzer yollardan geçmiş onlarca grup var. Bu gruplar da diğerleri gibi bir bar sahnesinde cover şarkılar söyleyerek bu işe başladılar, aynı yoldan yürüdüler ama hiçbiri maNga’nın olduğu noktaya gelemedi. Bu genç adamlarda hakikaten başka bir “ateş” var.
Üstelik maNga kendi ateşini kendi harladı, kendini kanıtladı ve bugün Türkiye’nin en çok sevilen rock gruplarından biri olmayı başardı.
Bu beş güzel genç adamla buluştum, Eurovision meselesi nasıl gündeme geldi, müzik sektörünün kaygan zemininde nasıl dimdik durmayı başardılar, nasıl en tepeye tırmandılar, şöhretle araları nasıl; hepsini konuştum...

Merak ediyorum, Eurovision’da Türkiye’yi temsil etmesi için hazırlanan bir şarkıda oryantal, “Avrupa’nın bağrından kopmuş da gelmiş” hissi yaratan ezgiler ve yüksek ritm olması elzem bir kombinasyon mudur?

- Yağmur: Biz Eurovision için üç şarkı hazırladık. Tek hedefimiz vardı, o da iyi şarkılar yapmak. ılla içinde şu olsun, bu olsun, oryantal de olsun, Avrupai de olsun gibi sıkıntılar yok, sadece maNga’nın kendi soundu ve elbette Türkiye’ye ait öğeler var, onun dışında güzel ve evrensel bir müzik yapmaya çalışıyoruz. ıçine kaç gram ne koyacağımızı düşünmüyoruz, içimizden ne çıkıyorsa. Burada bizim için en farklı yönü diliydi. ılk defa kendimize ait bir ıngilizce şarkı yaptık. Bu özellikle de Ferman için tamamen yeni bir deneyimdi.

Ferman, telaffuzun kusursuz görünüyor, nasıl hazırlandın, yardım eden oldu mu?

- Biz bar kökenli bir grup olduğumuz için ıngilizce söylemeye alışığım ama kendi şarkınızı, kendi sözünüzü, kendi melodinizi söylemeye çalışmanız çok daha farklı ve zor. Çok iyi bir tecrübeydi ama çok da kolay olmadı. Kanada’dan bir arkadaşımız geldi, Devran, o bana vokal koçluğu yaptı. Hem telaffuzda, hem sözleri yazarken çok yardımcı oldu.

maNga’nın “şarkı üretim mekanizması” nasıl çalışır?

- Ferman: Çok net bir formülü yok ama genelde Yağmur’la benden bir fikir gelir, bir melodi mesela, onun üstüne gideriz.

İnsan bir işin içine çok fazla gömüldüğünde objektif bakışını kaybeder ya, siz bu şarkıya objektif olarak bakabiliyor musunuz? “Olur bu iş” diyor musunuz?

- Güzel bir enerjisi olduğunu hissediyoruz. ıddialı bir parça bu. Evrensel olmasına gayret ettik. Hem müzikal hem de anlattıkları, sözleri konusunda.

POLİTİK DEĞİL HÜMANİST ŞARKI

Kadın-erkek meselesi gibi görünmekle birlikte politik bir alt metni var mı bu şarkının, tam olarak ne düşünerek yazdınız?

- Cem: Politik değil de hümanist bir ifadesi var diyelim.

- Ferman: Aslında biz genel olarak şarkılarımızın ne söylediği hakkında konuşmayı sevmiyoruz. şarkının zaten dinleyicide bir ifadesi oluyor, biz “şunu anlattık” dediğimizde dinleyiciyi kendi bakış açımızla sınırlamış oluyoruz. Bence buna gerek yok. Ayrıca bu sözler hepimizden çıkıyor, kişisel olarak algılanmasını istemeyiz, herkesin içinde farklı bir ışık oluşturmalı. Çok parmağı göze sokan net tavırlar içerisinde olmaktansa bu daha doğru.

Peki hayatına bir barda müzik yaparak başlamış onca grup var. Siz ne yaptınız da en tepeye kadar çıktınız?

- Yağmur: Buna net bir cevap vermek çok zor. Kendi grubumdan bahsediyorum tabii, ne kadar objektif olabilirim ama birinci sebebi ne yapmak istediğimizi baştan beri biliyor olmamız. Cover grubu olarak bir araya gelmedik yani, kendi müziğimizi yapacağımızı biliyor ve bu yolda ilerliyorduk. Evet, cover grubu olarak çaldık ama o bar dönemi bir alıştırma dönemiydi, öyle görüyoruz. 10-15 sene barlarda çalmazdık. Bu iş olmasaydı, albüm yapamasaydık bırakırdık. ıkincisi de, çok inatçıydık. Bu sektörde kapanan kapılar ardından umutsuzluğa kapılmak çok kolay. Biz bunu yapmadık. Başaracağımıza inandık ve hiçbir zaman moralimizi bozmadık, vazgeçmedik. Bazen işler birbirine girer, bir bakarsınız elinizde koca bir düğüm olur ama o düğüm ne kadar büyükse, açıldığında size o kadar büyük getirisi olur. Buna inanıyoruz. Bu grubun elemanları ya okulda okudukları meslekleri yapacaklardı ya da risk alıp Ankara’dan İstanbul’a gelip bu işe baş koyacaklardı. Biz bunu yaptık. Ve elbette şans önemli, bunu yok sayamam. Ama şansı da kendin yaratıyorsun, niyetini iyi tutarak. ıyi niyetli olursanız, inanırsanız ve tutucu olmazsanız, istediğinize ulaşmamanız için bir sebep yok. şimdi olmaz yarın olur ama olur. Bize de bu oldu.

ÜNLÜ OLDUĞUMUZU BAZEN UNUTUYORUZ

Genç grupların şöhretle sınavı daha zor olur. Kaç puan aldınız bu sınavdan sizce?

-Ferman: Dışarıdan farklı görünüyor olmalı, yaptığımız işin bizim özel hayatlarımızda öyle majör bir etkisi olmadı.

- Cem: Yakınlarımız, arkadaşlarımız, dostlarımız bir problem yok, hatta bizi buralarda görmekten çok mutlular. Kız arkadaşlarımız ve eşlerimiz için de böyle. Onlarda bir problem yok ama daha zor olan kısmı ikinci derece yakınlar. Onlarda sizi “başka türlü görme”, “değiştiğimizi sanma” durumu oluyor. Ortada bir şey olmasa bile sırf şöhretten ötürü değiştiğimizi varsayarak davranıyorlar. 10 senedir gördüğün adam bir gün gelip sana farklı davranıyor. Tabii biz hayatlarımızı “şöhret” kavramı etrafında yaşamadığımız için anlamıyoruz önce bu farklı davranışın sebebini, sonra jeton düşüyor. Ama bu bizden kaynaklanan bir şey değil, şöhret, birçok insanda sanki karşısındaki değişmiş gibi davranma ihtiyacı yaratıyor sanırım.

- Ferman: şöhretimiz, sahneye çıktığımız zaman hissettiklerim, gerçek dışı geliyor. ıyi anlamda elbette. Günlük hayatta bazen “Manga Türkiye’de ünlü bir gruptur” gerçeğini unutuyorum- belki de unutmak istiyorum, o unutma hali de hoşuma gidiyor.

Nasıl yani “sıradan” biri gibi davranmak mı?

- Evet, sanki bu olaylar hiç olmamış, maNga yok ve kimse bizi tanımıyor gibi hissetmeyi seviyorum. Hatta bu düşünceye bazen o kadar alışıyorum ki sokakta birisi yanıma geldiği zaman “tanışıyor muyuz” hissiyatı oluyor, sonra dank ediyor durum. Umarım bunu hiç kaybetmeyiz. Zaten bunu kaybedersek birbirimizi de kaybederiz gibi geliyor. Biz çok doğal yaşıyoruz. Sahnede çok güçlüyüz ama iş bitince şöhret orada kalıyor. Belki başarılı olmamızın anahtarlarından biri bu: “Rock star” gibi yaşamamak...

DERECEYE GİREMEMEK HAYATIN SONU DEĞİL

80 kuşağının Eurovision’la arası pek iyi değildir, daha önce takip ediyor muydunuz?

- Türkiye’de bir kesim Eurovision’u çok ciddiye alıyor, hayat meselesi gibi görüyor. Bir kesim de modası, tarihi geçmiş fonksiyonsuz bir yarışma olarak bakıyor. Bizce her ikisi de değil. Önemli bir organizasyon, hem Türkiye hem de katılımcı gruplar için kapılar açabilen bir yarışma, biz de bu fırsatı kullanacağız elbette. Dereceye giremezsek de hayatın sonu değil.

Melike Karakartal/ Hürriyet

------------------------------
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://imtiyazliforum.forumdizini.com
 
Manga röpörtajı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
imtiyazlı forum  :: müzik ve fan :: Sanatçı röpörtajları-
Buraya geçin: