imtiyazlı forum

Forum sitesi
 
AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Frekans Best FM'de, Mikrofon Emre Tuncer'de...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ayşe arslan
Co-admin
Co-admin
avatar

Mesaj Sayısı Mesaj Sayısı : 236
Rep Puanı Rep Puanı : 1350
Kayıt tarihi Kayıt tarihi : 20/04/10
Yaş Yaş : 25
Nerden Nerden : tokat
Lakap : kardelen ayşe/ minik kuş

MesajKonu: Frekans Best FM'de, Mikrofon Emre Tuncer'de...   Cuma Mayıs 21 2010, 16:27

Ne zamandan beri radyo programı yapıyorsun? Radyoculuğa nasıl başladın?

Babamın polis telsiziyle tanıştığım günden beri, amatör olarak radyo yayını yapıyor sayılırım ki polis teşkilatının emekli polislerinin büyük bir kısmı, ara ara kendilerine seslenen ve susturmak için uğraştıkları o çocuğu çok iyi hatırlar (Ki ki ki ki merkezzzz, nasıl orda herkesss)… Ayrıca yayıncılığımın gelişme sürecinde "Volki-Tolki" telsizle konuştuğum komşu kızının da katkısı kesinlikle ihmal edilemez. Ama "doğduğum günden beri yayın yapıyorum" gibi radyocu klişelerinin aksine, radyo dünyasına doğuşum, ilk üniversitemin ilk yıllarındaki radyocu olma sancılarıma dayanmakta. Elbette radyoya karşı küçüklüğümde başlayan bir sevgi, bir ilgi, bir alaka var fakat radyo aşkımın alevlendiği dönemler yani beni önümdeki dağları bile delebilecek enerjiyle donatarak Ferhatlaştıran dönemler, mühendislik fakültesindeki erkek kokan sınıfımda geçirdiğim zamanlara dayanır. Sevgili Mine, düşün ki 75 kişilik sınıfta, 4'ü normal 1'i bıyıklı olmak üzere 5 kız öğrenci var ve ÖSS'ye kadar ki dönemde bütün hayallerini ve kız arkadaş(sevgili) bulma umutlarını üniversiteye ertelemiş bir Emre o sınıfta okuyor... Yani benim sevgili bulabilme olasılığım matematiksel olarak 4/75... Fark etmişsindir, bıyık cildimi tahriş eder diye sayıyı 4'e indirdim. Hahhhh! İşte böyle bir ortamda, ya o erkek korkan sınıfta kalıp ders dinlemeye devam edecektim ya da ver elini kantin, cafe, bar, parti, deniz, kum, güneş ve kadınlar... Sakın yanlış kelime kullandığımı zannetme çünkü, erkek kokan değil, erkek korkan sınıfta dedim özellikle! Yani hangi erkek o kadar çapkın ve cayır cayır ateşli erkek gurubunun bakışlarının altında kalıp korkmaz ki... Gel zaman git zaman, okulda ekstra sosyal bir çocuk oldum ki fakülte temsilciliği falan da yaptım. Hatta övünmek gibi olmasın, "Haydi kızlar mühendisliğe!" kampanyasının fikir babalarından biriyimdir. Tabi zaman akıp giderken ben, bol bol keçiboynuzu, pekmez, pestil, fındık fıstık yedim ve kendimi özel besinlerle besledim. Hak verirsin ki bu kadar enerjinin, bir şekilde atılması gerekir. Tam o ara radyocu bir hanımefendiyle tanıştım. Dedim ki : "Aradığım fırsat bu!"... Sonrasında bu hanımefendiyle bir gün cep telefonunda konuşurken, sesimi çok etkili kullanabildiğimi falan söyledi ki bende işin gırgırında olan bir adam olarak "Emin ol etkili kullandığım tek şey sesim değil, çok etkili olduğum başka şeyler de var. Mesela parmaklarım... Hem de 10 Parmak… Bilgisayardan iyi anlarım da o açıdan." dedim. Ertesi gün bu hanımefendinin radyosuna çağırıldım. Patronla görüşmeye girdim. Bana "mikrofonda neler yapabilirsin" diye sordu ve bende "Şakam yok, güldürürüm!" diye ekledim ve aramızda birbirinden ilginç konuşmalar geçti. Ardından, sağ olsun, "Sen burada harcanırsın evlat." dedi ve vedalaştık. Tabi reddedilmenin verdiği yıkılmışlık beni inanılmaz şekilde kamçıladı. Hatta bu kamçılar bide deri kıyafetle bütünleşmiş olsaydı, tam fantezilik bir durumdu! O günden sonra ilk hedefim radyo programcısı olmak oldu. Gündüz radyo, akşam meyhane olan yayın organlarında bile çalıştım. Mikrofona "kem küm" edebileceğim her yere gittim. Çok gezdim, çok gördüm, çok araştırdım. 1 seneden fazla zamanım, kendi bölümüm olmayan, İletişim Fakültesi'nde derslere girmekle, iletişimle ilgili kitaplar okumakla ve o bölümün öğrencilerinin ödevlerini yapmakla geçti. O dönemlerdeki koşuşturmalarım sayesinde, radyoları geçtim, araştırma şirketlerinin bile, şu anda sahip olmadığı anketlere, bilgilere, araştırma sonuçlarına ve bulgulara sahibim. İşte bu yaklaşımlarım bilgi açlığımı, akademik olarak doyurmamı da sağladı. Velhasıl kelam bu uzun sürecin sonunda da Best FM'deki bütün üstatlara tek tek asistanlık yapmak ve hatta Best FM'de yatıp kalkmak ve ve ve nihayet, Türkiye'nin en iyi radyosunda programcı olmak...
Programının ismi "Gecelik", bu isim nasıl ortaya çıktı?

Minecim, sende bilirsin ki bir markaya, bir çocuğa, bir radyo programına vb. isim bulmak cidden dünyanın en zor işlerinden biridir. Çünkü isimlendirdiğin şey, verdiğin isimle yaşantısına devam eder, onunla gelişir ve büyür, onunla anılır ve onunla gömülür... Bende bu ismi bulma aşamasında çok sıkıntılı anlar yaşadım tabiî ki. Birbirinden saçma isimlerde karar kılıp, vazgeçtiğim oldu. En son olarak, "cuk diye oturur" sözünü kanıtlarcasına, "Gecelik" ismi ortaya çıktı ki isim babası Ceyhun Yılmaz'dır.

Programının içeriğinden bahseder misin? Seni yeni dinlemeye başlayacak olan bir dinleyici programında neler bulabilir?

"Gecelik", tanım olarak, eğlence ve mizah içerikli, sür-reality radyo gösterisidir. Türünün tek örneğidir, çünkü işin içinde Emre Tuncer tasarımı ve onun çılgın karakteri bulunmaktadır. Dinleyicinin hayal dünyasını prodüksiyon olarak kullanan ve hiçbir masraftan kaçınmayan büyülü bir ses yumağıdır. Yayın mikserini, mutfak mikseri gibi kullanarak, kıvamı tutturmak için sesleri en iyi şekilde karıştırma çabasıdır. Çevreye, arkadaşa, akrabaya, dosta, düşmana komik ve eğlenceli gözükmek için kağıt kalemle ders dinleme alışkanlığıdır. Kalite, bilgi, birikim, zeka, anlayış, sevgi, saygı süzgeçlerinden arıtılarak eğlence kekinin üstüne dökülen mizah çikolatasıdır. Yakın zamanda durdurulmazsa diğer radyoları dinlenmez hale getirecek olan radyo virüsüdür.

Yeni dinlemeye başlayacak olan dinleyiciden, öncelikle, onlara da bulaşacak olan, böyle kötü bir alışkanlığı üreten kişi olduğum için şimdiden özür dilerim. Bunun yanında, yenilerden biz eskiler olarak isteğimiz: Lütfen, büyük beklentiler bekleyerek gelmeyin. Çünkü geçenlerde büyük beklentilerle dinlemeye başlayıp, bağımlı olan bir dinleyicimiz, karşısında "Tom Cruise" yerine beni görünce, hayal kırıklığına uğradı. O yüzden dürüst olalım: Manyak mı manyak bir adam, çılgın mı çılgın davranışlar, eğlenceli mi eğlenceli bir ortam, komik mi komik durumlar, şakamı şaka cümleler, ilginç mi ilginç düşünceler, güzel mi güzel kızlar, yakışıklı mı yakışıklı erkekler, birbirinden enteresan sesler... Kendilerini hem yazılı (mesaj), hem de sözlü (telefon) ifade edebilecekleri, kendilerinden olan interaktif mi interaktif bir platform... Ve ve ve en değerlisi boşa gitmeyen, hatırlanası ve anlatılası bir zaman aralığı… Yani işte böyleyken böyle Minecim...

Gece 02:00 - 04:00 arası show programı yapmak nasıl bir duygu?

Rüya gibi... Bir ara canlı yayında, telefonla yayına katılan biri bana küfrediyor, ben ona küfrediyorum. Baya dakikalarca küfürleşiyoruz. Çok özel küfürler falan da değil. Normal, arkadaşların birbirlerine sinirlendiklerinde söyledikleri, gelgitli sözcükler… Sonra nefes nefese uyandım. Meğerse rüyaymış. Yayındayken uyuya kalmışım... Tabii bu, işin şakası. Esneyen ve uyumadan önceki son cümlelerini kuran bir adam olmak mı, yoksa uykuları kaçıran bir canavar olmak mı? Yani olmak ya da olmamak...

Bu arada, sen de takdir edersin, hafta sonu gece 02:00 - 04:00 arası, radyo dünyasının en ölü saatleri olarak bilinir. Ama içimde, ölüyü diriltmiş olmanın verdiği bir gurur; üstümde, radyo şovunun her saatte yapılabileceğinin kanıtları var ki yakalanırsam suçlu benim. Belki bu saatlerden ayrılamayışımın sebebi de budur.

Dinleyici kitleni tanımlar mısın?

Her yaş aralığından, her psikolojiden, her gelir seviyesinden ve her meslekten dinleyicilerimin olduğunu araştırmalarda ve telefon bağlantılarında net bir şekilde görebiliyorum. Fakat bence dinleyici kitlem az, öz ve çok değerli bir kitle... Çünkü o saatlerde zihnini sadece size açmış ve algılarını tamamıyla size yönlendirmiş, dış seslerden uzak insanlardan bahsediyoruz. Düşünsene, gecenin sessiz karanlığında, bir adam var kulaklarında… Bu arada gün geçtikçe kulaktan kulağa bulaşarak çoğalıyoruz.

Gecenin o saatlerinde, canlı yayında telefon bağlantıları yaparken karşına nasıl tipler çıkıyor?

Aslında durum tamamıyla sürpriz yumurta gibi. Ne zaman, nasıl bir bağlantı yapacağımız kestirilemez halde ve en güzeli de bağlantı yaptığımız kişilerle neler konuşacağımızın, dinleyici açısından belli olmaması. Yani mesela yayına bağlanan bir dinleyici, "ben çevirmenim" diyorsa eğer, o kişi benim için, "kuzu çevirmeyi en iyi yapan kişi" olabiliyor bir anda... İşte bu ve bunun gibi sebeplerden dolayı, normal bir kişi bile yayına bağlandığında, anormal davranışlar sergilemeye başlıyor. Ama tabiî ki de her şey dozajında iyi... Ama bazen istemeden kontrolden çıktığı da olmuyor değil, oluyor! Geçtiğimiz haftalarda bir hanımefendi yayına telefonla bağlandı. Konuşma şekli inanılmaz seksi. Telefonun avizesine üfleye üfleye konuşuyor, hatta ben telefonuna konuşurken dilinin değdiğini falan düşünüyorum. Çeki düzen vermesini istiyorum fakat 2 cümle sonra içindeki fantezi içerikli kadın tekrar fırlıyor. Bahsettiğine göre bir pazarlama uzmanıymış kendisi. Mağazanın birinde satış sorumlusu olarak çalışıyormuş. Ses tonundan yola çıkınca, yaptığı işi fazla irdelemenin ulusal bir yayında mantıklı olmayacağını düşünüp, bize pazarlama yeteneğini kanıtlamasını istedim. Ama istemez olaydım. Hanımefendinin yapmasını istediğim şey şuydu: Dolabı açacak ve içerisinde gördüğü ürünlerden birkaçını bize pazarlayacak ve bizi satın alma konusunda ikna etmeye çalışacak. Hanımefendi dolabını açtı. Sordum: "Ne görüyorsun?" diye. Cevap geldi: "Salatalık" diye... Ardından radyoya o saatte sakallı, bıyıklı amcalar geldi. O kızın telefon numarası nedir diye...

Son günlerde, programında en çok hangi konulardan bahsediyorsun?

Aslında programımda özel olarak üstüne düştüğüm ve konuştuğum bir konu yok. Fakat "HANGİ ŞARKI?" uygulamasıyla, halkın nabzını en iyi şekilde tutmaya ve bunu eğlenceli olarak yayına aktarmaya çalışıyorum: Gündemde hangi konu varsa ona dair bir soruyu sokaktaki vatandaşa soruyorum ve cevabını, şarkı olarak, söyletiyorum. Hangi konu olayında, geçtiğimiz haftalarda, gündemi meşgul eden balon konuların aksine, sessiz sessiz, saman altından imzalanan uluslararası protokollere değinmişliğimiz var.

Hangi konulara takmış durumdasın?

Türkiye'nin dününü, bugününü ve yarınını etkileyecek her konuya takmış durumdayım aslında. Ancak, eğlence ve mizah içerikli bir yayın yapmanın bilincinde bir radyo programcısı olarak, sosyal sorumluluğumun bilincinde ortaya çıkan davranışlardan vazgeçmeden, siyasi ve dini konulara yayında olabildiğince yer vermemeye çalışıyorum. Ama bir gün siyasi bir program falan yaparsam, benden çok çekecekler var. Tahminen bu tarz konuşmaya başladığımda, susturulacaklar listesinin bir numarasındaki liderliğimi kimselere vermem.

Sence şu sıralar eleştirilmeyi en çok hak eden ve programında en çok bahsettiğin ünlü isimler kimler?

Dünya, CERN'deki İsviçreli bilim adamlarının, Dünya'nın meydana gelişini açıklamak için protonları çarpıştırmasını izlerken, bizler Bihter'le Behlül'ün çarpışmasını izledik. Dünya çiftçilerin sorunlarını konuşup tartışırken, onların problemlerine çözümler bulmaya çalışırken, bizler de ülke olarak Dünya gündeminden geri kalmamak için Hanımın Çiftliği'ni izledik. Ben ünlüleri cümlelerimden sezeryanla aldıralı çok uzun zaman oldu Minecim. Hatta sırf bu yüzden ünsüz yani sessiz harflerle konuşuyorum ve cümlelerimde ünlülere yer vermemeye çalışıyorum. Ayrıca bence ünlüler eleştirilmeyi hak etmiyor. Çünkü onları ünlü yapan, onlara ün katan bizleriz ve bu yüzden eleştirilmesi gerekenlerde bizleriz. İşte bu konuda, "Öz Eleştiri" davetiyemiz var, eğer gelirsek...

En ilginç radyo anını anlatır mısın?

İlginç bir radyo programında en ilginci bulabilmek gerçekten çok zor. ama yakın zamanda meydana gelen bir durumu anlatayım: Saat 02:35 falan... Söylediği şarkılarla şifa dağıttığını beyan eden birinin radyoya gelip, yayına katılmak istediğini söylemesi ve yayına katıldıktan sonra diş çürüklerinin tedavisi için İbrahim Tatlıses'in "Ayağında Kundura" şarkısını berbat bir sesle çığırması... İnanılır gibi değildi ama oldu. Diş tedavisine ayak temaları geçen bir şarkıyla yaklaşıp bide heyecandan söylememesi, herhalde benim için unutulamayacak anılardan biridir. Gerçi adamın o sesle böbrek taşları için söylediği şarkıyı dinleyince, sesinin verdiği titremeden dolayı böbrek taşlarının düşmesi ve şifalı bir durum oluşması çok olasıydı. Hakkını yememek lazım.

Programında, her zaman çalmaktan keyif aldığın ve en sevdiğin sanatçılar hangileri?

Farklı ruh durumlarında, farklı müzikler dinlemeyi seven bir adam olarak belirli isimleri öne çıkartmak benim için gerçekten zor ama Barış Manço, Cem Karaca, Demir Demirkan, Kıraç, Haydut, Sagopa, Hayko, Nazan Öncel, Teoman, Sertap Erener, Şebnem Ferah… Murat Kekilli'nin de çok özel bir yeri vardır.

Sevmediğin, eleştirdiğin ve programında çalmadığın ya da çalmaktan keyif almadığın şarkıcılar kimler?

Bu konuyu daha önce hiç düşünmemiştim. Bir dakika lütfen… Düşüneceğim, düşünüyorum, düşündüm ve bulamadım…

Senin için en özel şarkı hangisi?

Bu aralar, Demir Demirkan - Aşktan Öte.

Son çıkan albümler arasında en başarılı olanlar sence hangileri?

İsmail YK, Ferhat Göçer, Şebnem Ferah, Hande Yener.

Başarılı olamayan albümler sence hangileri?

"İşte albüm budur, işte müzikalite budur, işte söz budur, işte ses budur, işte aranje budur" dediğim kim varsa albümü satmadı ve ne yazık ki dinleyicilerinin de kişiliğini taşıyan bu müzik piyasasında başarılı olamadı. O yüzden susuyorum ve kimseyi övmüyorum.

Sence, bu sene Eurovision şarkı yarışmasında Manga nasıl bir başarı elde edecek?

Gönül ister ki birinci olalım fakat, herkesin bildiği gibi, Eurovision'da, ne yazık ki siyaset, müziğin önüne geçiyor ve bu yarışmanın birincilerini her yıl ülkeler arası kurulan ittifaklar belirliyor. Tahminen Eurovision, kökten ve tarafsız değişiklikler yapmadığı sürece de bu sorun böyle devam edip gidecek. İşte bu yüzden sevgili Mine, dostu çok olan değil, iyi olan kazansın... Ama bu demek değil ki yanlış bir sistem var diye ya da herhangi bir nedenle böyle enternasyonal önem taşıyan bir yarışmayı göz ardı edelim, önemsemeyelim. Böyle bir şey yapmak tam bir saçmalık olur. Hele ülkemizin tanıtımındaki pastada payı olan böyle prestiji yüksek bir yarışma, her zaman önemi hak ediyor. Hem bireysel, hem de ülkesel bazda. Yani gerçekten yakından takip edilmesi gereken bir organizasyon, sonuç ne olursa olsun… Tabi birinci olursak tadına doyum olmaz, o ayrı.

Radyo dünyasında beğendiğin programcılar kimler?

Best FM'deki üstatların arasında büyümüş ve her geçen gün onlardan yeni şeyler öğrenmeye devam eden bir çekirge olarak, hepsinin bendeki yeri ayrıdır ve en üstlerdedir. Birde Ayça Şen var ki, fırsat buldukça keyifle dinlerim.

Şu günlerde yapmayı planladığın başka projelerin var mı?

Şu günlerde, elimde basıma hazır, düzenlenmiş bir mizah kitabım bulunuyor. Hatta kitabın okuyuculara bedavaya ulaşabilmesi için bazı sponsorlarla görüşmeler bile yapıyorum. Yakın zamanda sonuca bağlanacağını düşünüyorum. Bilgisayar teknolojisiyle ilgili projeler zaten bitmek bilmez şekilde karşımda... Televizyon için birkaç tane ilginç ve beklemediğim şekilde teklifler aldım fakat bu konuda kafamda soru işaretleri var. Bakalım taze taze gelecek günlerimi, geçmiş günlerim olarak nasıl hatırlayacağım. İzleyip göreceğim...

------------------------------
@yޣ
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Frekans Best FM'de, Mikrofon Emre Tuncer'de...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» 040670002 AHMET EMRE KILINÇ
» Yunus Emre Şiirleri
» CEZA MP3LERİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
imtiyazlı forum  :: müzik ve fan :: Sanatçı röpörtajları-
Buraya geçin: